Özel Arama

HOŞGELDİNİZ

24/9/2008

>> Bunları biliyormusunuz.. -7-

* Yeryüzündeki milyonlarca ağaç, sincapların gömerek sakladıkları, sonra da unuttukları kozalak türü ağaç tohumlarından yetişmiştir.
* Parmak izi gibi her insanın dil izi de farklıdır.
* Eskimolar buzdolaplarını yiyeceklerinin donmaması için kullanırlar.
* Mavi yunusların kalbi dakikada sadece 9 kere atar.
* En hızlı yüzen balık, yelken balığıdır. Hızı saatte 109 km’ye ulaşabilir.

YELPAZE BİZİ NASIL SERİNLETİR
Derimizin hemen dışında, vücudumuzu çepeçevre sarmış olan başka bir kılıf daha vardır. Bu nemden kılıf, terlediğimizde derimizin dışına çıkan sıvıların buharlarıyla meydana gelir. Bu görünmez kılıfın varlığını; pencere camı, masa, bardak gibi soğuk cisimlere dokunduğumuzda buralarda oluşan yoğunlaşma izleri sayesinde anlayabiliriz. Derimizin kurumasını, çatlamasını ve bozulmasını önleyen bu nemden kılıf, aynı zamanda çevremizi saran havanın sıcaklığındaki ani değişiklikleri de yumuşatır. Hava çok sıcak da olsa çok soğuk da olsa biz genelde ılık hissederiz. Ancak rüzgâr, vantilatör, yelpaze gibi etkenlerle veya ellerimizi yüzümüze doğru salladığımızda meydana gelen hızlı hava akımı, vücudumuza çarparak bu kılıfı inceltir. O zaman da biz, çevremizdeki havanın gerçek sıcaklığını hissetmeye başlarız. Çoğunlukla hava sıcaklığı vücut sıcaklığından daha düşük olduğu için de serinlemiş oluruz.

FOKLAR SOĞUK SULARA NASIL DAYANIR
Deniz suyu, özellikle derinlerde çok serindir. Bu sebeple Allah, soğuk sularda yaşayan fokları kalın bir yağ tabakasıyla kaplı olarak yaratmıştır. Fokların derilerinin altında bulunan bu tabaka, onların vücut ısılarının çok çabuk kaybolmasını önler. Böylelikle soğuk sularda rahatlıkla yaşayabilirler. Fokların ilginç özelliklerinden bir başkası da dişi fokların bilinen en zengin, en besleyici sütü üretmeleridir. Bu süt, zorlu şartlarda yetişen yavruların hızla büyümelerini sağlar.

MANGALIN DUMANI NİÇİN HEP BİZE DOĞRU GELİR?
Mangalın hemen üst kısmındaki hava tabakası ısınıp genleştiğinden dolayı yoğunluğu azalır ve yukarıya doğru hareket eder. Mangalın çevresinde bulunan havanın sıcaklığı daha düşük ve yoğunluğu daha fazladır. Bu hava tabakası, mangalın üst kısmından yukarıya doğru çıkan havadan boşalan yeri doldurmak için mangala doğru hareket edecektir. Fakat bu hava akımı, mangalın bizim bulunduğunuz tarafında, havanın bize çarpmasından dolayı engellenmiş olur. Bunun sonucunda mangalın diğer taraflarından gelen hava akımları, çıkan dumanı bizim bulunduğunuz tarafa doğru yönlendirir.

KALORİFER NİÇİN KIVRIMLIDIR
Kalorifer peteği içerisine gelen sıcak su, peteğin cidarlarının ısınmasını sağlar. Petek cidarları da aldığı ısıyı, etrafında onu saran havaya aktararak bulunduğumuz ortamın ısınmasını sağlar. Peteğin havayla temas eden yüzeyi ne kadar fazla olursa petek, o kadar fazla miktarda havaya ısı aktarmış olur. Böylece peteğe gelen sıcak sudan alınan ısının çok daha fazlası havaya verilir. Bundan dolayı kalorifer petekleri kıvrımlı bir şekilde yapılarak havayla temas eden yüzeyleri artırılır ve daha fazla ısı iletimi hedeflenir.

ESKİMOLAR KARDAN EVLERİNDE ÜŞÜMEZLER Mİ?
Kutuplarda yaşayan Eskimoların, kardan kalıplarla yaptıkları evlerinde nasıl yaşadıklarını hiç düşündünüz mü? Kardan evlerin duvarları, yine kardan yapılan kalıplarla örülmüştür. Bu kalıplar, kar tanecikleri ve bu tanecikler arasında bulunan hava dolu gözeneklerden meydana gelir. Öyle ki kar kalıplarının yapısının büyük bir kısmının hava dolu gözeneklerden meydana geldiğini söyleyebiliriz. Durgun havanın ısı iletimi, katı maddelerin ısı iletiminden daha düşüktür. Bu şekilde gözenekli yapıya sahip cisimlerin ısı iletimlerinin zayıf olması beklenir. Kışın giydiğimiz yünlü elbiselerimiz, binalarda kullanılan kiremitler ve yalıtım malzemeleri bu tür gözenekli yapılara örnek verilebilir. Dışarıdan içeriye ve içeriden dışarıya ısı geçişini zorlaştıran bu sistem sayesinde kardan evlerde yakılan küçük bir ateş bile dışarıdaki dondurucu soğuğa karşı Eskimoların korunmasında yeterli olur.

UNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
Bir çift sineğin sadece nisan-1mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksa idi, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplayacağını...
Süleymaniye camiinin 4 minaresi olmasının sebebinin, Kanuni’nin İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah; bu dört minaredeki on şerefenin de Osmanlının onuncu padişahı olmasını simgelediğini...

NİLÜFER BİTKİSİ NASIL TEMİZLENİR?
Nilüfer adı verilen bir bitki türü, çamurlu ve kirli ortamlarda yetişir. Nilüfer bitkisinin en önemli özelliği, böylesine kirli bir ortamda yetişmesine rağmen yapraklarının sürekli temiz kalmasıdır. Peki bu mucizevi olay nasıl gerçekleşmektedir? Nilüfer bitkisinin, üzerine en ufak bir toz zerresi geldiğinde yapraklar sallanır ve kir belli noktalara doğru itilir. Bu bitki aynı zamanda yağmur damlalarını kullanarak da âdeta banyo yapar. Yaprağın üzerine düşen yağmur damlaları kirli olan bölgelerine doğru itilerek buradaki tozlar yok edilir. Nilüfer bitkisinin bu özelliği binaların dışını kaplamak için araştırmacılara fikir vermiştir. Nilüfer bitkisinin yapraklarına benzetilerek yapılan yüzeyde, yağmur sularının kirleri temizleyerek akması hedeflenmiştir.

BOWER KUŞLARI YUVALARINI NASIL SÜSLER?
Bower kuşları yuvalarını süslemeleri ile tanınırlar. Avustralya’da yaşayan büyük, gri Bower kuşları çalılıklara yaptıkları yuvalarını çeşit çeşit süslerle donatırlar. Bazı yuvalar 300-400 salyangoz kabuğuyla süslenirken, bazılarında 5000 civarında beyaz taş, cam ve kemik parçası süs malzemesi olarak kullanılmıştır.

KARTALLAR FORMULADA YARIŞABİLİR Mİ?
Bazı kartallar, havada inanılmaz bir sürat yaparak aşağıya doğru inişe geçerler. Bu dalış esnasında saatte yaklaşık 320 km. hız yapabilirler. Böylelikle kartallar, avlarına çok hızlı çarparlar. Bu özelliklerinin yanında Allah, kartalların gözlerini de bu hıza duyarlı şekilde yaratmıştır. Bu sayede bizim göremeyeceğimiz uzaklıklardan avlarını çok rahatlıkla görebilirler.

ANTİKORLAR NASIL SAVAŞIR
Düşman organizmalar kimi zaman deri, solunum ve sindirim sistemi gibi engelleri aşarak vücuda girmeyi başarırlar. Ancak onları savunma sisteminin zorlu savaşçıları olan antikorlar beklemektedir. Antikorlar, vücuda giren yabancı hücreler için üretilen protein yapılı silahlardır. Bu silahlar, savunma sisteminin askerlerinden biri olan ‘B’ hücreleri tarafından üretilirler. İstilacıları etkisiz hâle getirmekle görevli olan antikorların başlıca iki görevleri vardır: Birincisi, vücuda giren düşman hücreye bağlanmak. İkincisi, bağlanma gerçekleştikten sonra düşmanın biyolojik yapısını bozmak ve düşmanı yok etmek. Kanda ve hücre dışı sıvıda bulunan antikorlar, hastalıklara yol açabilen bakterilere veya virüslere bağlanırlar. Bağlandıkları yabancı molekülleri, bedenin savaşçı hücreleri için işaretleyip etkisiz hâle getirmiş olurlar.

HÜCRELER BİRBİRLERİNİ TANIYABİLİRLER Mİ?
Arkadaşlar, bebekler anne karnında zaman içinde dirilirler. Önce hücrelerden oluşan bir et parçasıdır onlar. Daha sonra hücreler çoğalarak bir bölümü kolları, bir bölümü gözleri ve bir bölümü de diğer organları oluşturmak üzere ayrılırlar.
Hücrelerin aynı özelliklere sahipken farklılaşmaya başlamaları çok ilginçtir. Çünkü ortada bu değişim için hiçbir neden yoktur. Tabi her hücrenin gideceği yeri, hangi organı oluşturacağını, ne kadar çoğalacağını, ne zaman duracağını bilmesi (!) daha da ilginçtir. Düşünün, gözle görülemeyen bir hücre sanki düşünebiliyormuş gibi gideceği yeri bulmaktadır. Bu hiç şüphesiz Allah’ın bir hikmetidir.

Bunları Biliyor muydunuz?
• Peygamber Efendimizin (s.a.s.) çölde kurduğu inanılmaz haber alma servisi sayesinde Kureyş’in Hendek Harbi hazırlıklarının kendisine dört günde ulaştığını,
• Osmanlı sultanlarının ve bazı âlimlerin başlarındaki kavukların, kefenlerinden oluştuğunu… Ve öldükleri zaman hemen başlarındaki kefenle defnedildiklerini,
• Dünyada her yıl 450 milyar m3 arıtılmamış ya da kısmen arıtılmış çöpün, denizlere atıldığını…

TİTREŞİMLİ AYAKKABI NASIL OLUR?
Çek mucit Antonin Kaspara, yarasaların ses dalgalarıyla hareket etmesi prensibinden yola çıkarak, görme engelliler için titreşimli bir ayakkabı icat etti. Antonin Kaspara’nın icat ettiği bu ayakkabı, pençesinde özel bir cihaz bulunduruyor. Bu cihaz yerle her temas ettiğinde kızılötesi ışını yayıyor. Yine ayakkabıda bulunan alıcı, bu ışınları toplayarak olası bir engel ortaya çıktığında ayakkabının sahibini uyarıyor.

HANGİ İKİ DENİZİN SUYU BİRBİRİNE KARIŞMAZ
Akdeniz’de ve Atlas Okyanusu’nda dalgalar, güçlü akıntılar ve gelgitler vardır. Akdeniz’in suyu, Cebelitarık Boğazı’nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ancak bu iki su birbirine karışmaz. Çünkü suların her birinin kendine özgü sıcaklığı, tuzluluğu ve yoğunluğu vardır. Bu yüzden iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır. Allah bu durumu Kur’an’da şöyle bildirmiştir: “O, birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır ve birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman Sûresi, 19–20. ayetler)

3,5 METRE KANAT OLUR MU?
Albatroslar, oldukça büyük kanatları olan deniz kuşlarıdır. Bazılarının kanatlarının uzunluğu 3,5 metreyi bulur. Hayatlarının % 92’sini açık denizlerde geçirirler. Neredeyse karaya hiç inmezler. Bu kuş türünün en önemli özelliği çok uzun süre hiç durmadan uçabilecek şekilde yaratılmış olmalarıdır. Albatros, bu güç işi, Allah’ın onun için yarattığı uzun kanatları ve özel uçuş tarzı sayesinde başarır.

ZEBRALAR BİRBİRLERİNİ NASIL KORURLAR?
Bazı hayvanlar Allah’ın onlara öğrettiği şekilde, tehlike anında birbirlerini uyarır ve tehlikeye birlikte karşı koyarlar. Meselâ zebralar, saldırıya uğradığında sürünün lideri geride kalır ve dişiler ile yavrular önde koşarlar. Erkek zebralar arkada zikzaklar çizerek koşar, çifteler atar, hatta saldırgan hayvanı kovalar. Böylelikle gelen tehlikelere karşı kenetlenmiş olurlar.

******LAR AĞAÇLARDAN NASIL KOPAR?
Ağaçlar yapraklarını dökmeden önce, yapraktaki bütün besleyici maddeleri emmeye başlar. Bir süre sonra yaprak ayası (yaprakların düz ve parlak bölümü) hücrelerinde ‘etilen’ üretimi başlar. Etilen gazı giderek yaprağın her tarafına yayılır ve yaprak sapına geldiğinde, burada bulunan küçük hücreleri şişirmeye başlar. Giderek artan bu gerginliğe dayanamayan yapraklar sapın dış tarafından içeriye doğru yarılmaya başlar. Genişlemeye devam eden yarığın etrafında çok hızlı değişimler yaşanır ve hücreler hemen mantarözü üretmeye başlarlar. Mantarlaşma nedeniyle yapraklar gövdeden tamamen ayrılır. Bu yüzden, yaprak iletim borularından öz su alamaz ve tutunduğu yer ile bağı gittikçe zayıflar. Böylelikle hafif bir rüzgâr bile yaprak sapını koparmaya yeterli olur.

24/9/2008

>> Bunları biliyormusunuz.. -6-

Şemsiyelerin Çopu Neden Siyahtır?
Avrupa’da şemsiye 18.yy’dan sonra kullanılmaya
başlanan bir aksesuardır. İlk kullanılmaya başladığı dönemlerde, şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyah şemsiyeler ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarı olmuştu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk
sanki şemsiyenin su geçirmesini önleyen bir renkmiş anlayışı yaygınlaştı. Günümüzde hâlâ insanların çoğu siyah şemsiye kullanmaya devam etmektedir.


TRAFİK LAMBALARI NASIL BULUNDU?
Trafik, sadece atların ve at arabalarının bulunduğu devirlerde bile dünyanın büyük şehirleri için büyük bir sorundu. Bu sorunu çözmek için yoğun gayretler sarf edilmesine rağmen çözüm bulunamıyordu. Yapılan çalışmalar sonucunda ilk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868’de Londra’da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayınca uygulamadan kaldırıldı.
Bu denemeden yaklaşık 55 yıl sonra ilk elektrikli trafik lambasını, Garrett Morgan adında bir ABD’li geliştirdi. Morgan ilk denemelere başladığı 1914’ten sonuca ulaştığı 1923’e kadar pek çok deneme yaptı. Sonunda elektrikli trafik lambalarını bulup patentini aldı. Morgan’ın bulduğu trafik lambaları kırmızı ve yeşil iki lambadan oluşmaktaydı. Bu iki lambaya daha sonra sarı lamba da eklenmiştir.


ÜÇ YAŞINDAN DAHA ÖNCE OLANLARI NİÇİN HATIRLAMIYORUZ?
İnsanın kaç yaşına kadar başından geçenleri hatırlayabildiği üzerine araştırma yapmışlar. Bilim adamları üç yaşından küçüklerin, büyüdüklerinde bu yaşlarına kadar yaşadıklarını hatırlayamadıkları sonucuna varmışlardır. Çünkü insan hafızasının beyinde anı ya da öykü olarak düzenlendiği ortaya koyulmuştur. Üç yaşından küçük çocuklar, düzgün konuşabilme, anlama ve hafıza yeteneklerine sahiptirler. Buna rağmen olanları bir bütün olarak şekillendiremez, öyküye dönüştüremezler. İnsan hafızası deneyimlerini en erken 3–4 yaşlarında kaydetmeye başlar.

KUMAŞLAR YIKANDIKTAN SONRA NİÇİN ÇEKER?
Normal olarak kumaş yıkanınca ıslaklık sebebiyle
kumaşın üzerindeki lifler şişer. Bu durumda kumaşın az da olsa uzaması gerekmektedir. Ama
bükümlerdeki yıpranmanın ortaya çıkardığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan kumaşın uzunluğu
azalır, yani kumaş kısalır. Yıkandıktan sonra kurutulan kumaşın şişmiş lifleri eski hâllerini alırlar. Buna rağmen kumaş ilk uzunluğuna ulaşamaz. Çünkü su, yüksek ısı, kumaşın çalkalanması, sabun vb etkenler kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçülerinin belli bir dengeye ulaştığı ve sonraki yıkamalarda çekme olmadığı görülür.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

* Her saniye vücudumuzda 10 milyon alyuvar hücresi doğmakta ve bir o kadar da ölmekte.

* Bir alyuvar hücresinin ömrü 120 gündür. Bu 120 gün boyunca alyuvar vücudun her yerine gider.

* Karıncalar uyuyamaz.

* Hiçbir kâğıt 8 defadan fazla 2’ye katlanamaz.

PASLANMAZ ÇELİK NİÇİN PASLANMAZ?
Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2 ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Ancak çelikte de, demirde olan zayıf bir nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.
Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz. Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır.


BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

* Ünlü besteci Beethoven’in son bestesini, sağır olarak yaptığını...
* Eyfel kulesinin yapımında toplam 6400 ton ağırlığında 18.100 adet demir parçası kullanıldığını...
* İbni Sina’nın göz ameliyatı yaptığını...
* İnsan vücudunun her yedi yılda -ölen hücrelerin yerine yenisi gelerek- tamamen yenilendiğini...


MATEMDE BAYRAKLAR NİÇİN YARIYA İNDİRİLİR?
Eski devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bırakırdı. Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de, bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi.

SAATİN AKREP VE YELKOVANI NİÇİN SAĞA DÖNÜYOR?
Eski Mısırlılar, güneşin hareketinden faydalanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.
Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.
Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

BOZUK PARALARIN KENARI NİÇİN TIRTIKLIDIR?
Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı. İşte bunu engelleyebilmek için para üreten kimseler madeni paraların kenarlarını daha para piyasaya sürülmeden evvel tırtıklayarak bu kötü duruma bir çare bulmuş oluyorlardı. Bu kullanım zamanla benimsendi ve bugüne kadar uzandı.

TİLKİLERİN KULAK YAPILARI NİÇİN FARKLI FARKLIDIR?
Tilkiler, değişik iklim şartlarında yaşayabilecek şekilde yaratılmışlardır. Allah, bütün canlılar gibi onları da bulundukları ortama uygun özelliklerle donatmıştır. Örneğin Afrika’daki yarasa kulaklı tilkinin son derece büyük kulakları vardır. Bu tilkiyi ilginç kılan özellik; termitler, gübre böcekleri ve onların larvalarıyla beslenmesidir. Yarasa kulaklı tilkilerin kulakları, larvaların kemirme sesini bile hemen tespit edebilecekleri kadar hassastır.
Tilkilerin en küçüğü olan krem renkli ‘Fennec’ tilkisi ise çok büyük kulaklara sahiptir. Bu tilkiler, Afrika ve Arabistan’ın kumlu çöllerinde yaşar. Geniş kulakları sadece avlarının yerini tespit etmekle kalmaz. Aynı zamanda fazla ısınmayı önleyen bir radyatör gibi görev yaparak hayvanın serin kalmasını da sağlar.
Kutup tilkilerinin kulakları da diğerlerinin tersine küçük ve yuvarlaktır. Hayvanın burnu da diğer tilkilerde olduğundan daha kısadır. Kışlık bir manto gibi olan kalın kürkleri kısa burunlu kutup tilkilerini soğuğa karşı korur.

TOPRAKTA HANGİ MADDEYE CAN VERİLİR
Toprağa ne atılırsa atılsın er ya da geç parçalanır. Bu kimi zaman çok uzun seneler sürer. Fakat bir madde vardır ki, toprağa atılÂ*dığında parçalanmaz. Yani diğerleri gibi parçalanmaz. Aksine toprak onun canlanmasına vesile olur. Bu maddeler, tohumÂ*larÂ*dır. Eğer bir tohumu toprağa atarsanız bir süre sonra, toprağın üstünde filizlendiğini görürsünüz. Çünkü Allah, tohumları toprakta canlanabilecek şekilde yaratmıştır.


BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
* Bir köstebek sadece bir gecede, 90 m tünel kazabilir.

* Tansiyonun en iyi ilâçlarından birisi incirdir. Çünkü incir, düşük tansiyonu çıkaracak, yükseği de indirecek şekilde yaratılmıştır.

* Sarımsak vücuttaki hastalık sebebi olabilecek kimyasalların seviyesini yüzde 48 azaltırken, beynin yaşlanmasını önler ve kolesterolü düşürür.

* Bir ton kullanılmış beyaz kâğıt geri kazanıldığında, 16 adet çam ağacı kesilmekten kurtulmuş olur.

KIRILAN KEMİK NASIL İYİLEŞİR?
Kemikler çok sert ve güçlü bir yapıya sahiptirler. Ancak bu özelliklerine rağmen çok güçlü bir darbeye maruz kaldıklarında kırılırlar. Doktorlar kırılan kemiğin doğru şekilde birleşmesi için kırık kemiğin yönünü düzeltip, kırılan bölgeyi alçı içine alırlar. Zaten kemiklere kendi kendini tamir mekanizması verilmiştir. Öncelikle kırılan kemiğin etrafındaki kan pıhtılaşır ve “hematom” adı verilen dev bir pıhtı oluşur. Bu dev pıhtı, derinizdeki yaranın üstünde oluşan kabuk gibi tabakadır. Kemik yapıcı hücreler salgıladıkları minerallerle bu pıhtıyı sert bir kemiğe dönüştürürler. Böylece kırılan kemik eskisi gibi sapasağlam olur.

KALORİFERİN ÜZERİNDEKİ PERDELER NİÇİN ÇABUK KİRLENİR?
Havayı oluşturan gazlar ısınınca genleşir ve yoğunlukları azalır. Bu nedenle de ısınan hava kütlesi, yerini daha soğuk ve daha yoğun hava kütlesine bırakarak yükselir. Böylelikle odanın taban kısmından kalorifere, oradan da tavana doğru bir hava akımı oluşur. Yani odanın içerisinde bir hava dolaşımı olur. Bu sırada kalorifer üzerinde asılı duran perdeler, kendi içerisinden geçen havayı filtre ederek süzer. Kirli hava kütlesinin içindeki gözle görülemeyecek kadar küçük yabancı maddeler de perde üzerinde kalır ve perdenin kirlenmesine sebep olur.

24/9/2008

>> Bunları biliyormusunuz.. -5-

YAPIŞTIRICILAR NASIL YAPIŞTIRIR?

Yapıştırıcıların bir nesneyi herhangi bir zemine ya da bir yere yapıştırması, aslında kimyasal bir reaksiyondur. Yapışma olayında benzer ya da farklı malzemeden yapılmış iki nesne, bir de yapışkan lazımdır. Burada asıl görevi tabii ki yapıştırıcı görmektedir. Yapıştırıcının moleküllerinin, yapıştırma sırasında diğer iki nesnenin molekülleri ile birleşme eğilimi gösteren bir yapıya sahip olması gerekir.


TERMOS NASIL SICAĞI SICAK, SOĞUĞU SOĞUK TUTUYOR?

Bir termosta iki kap vardır. Bu kaplar iç içe geçmiş halde bulunurlar. Dıştaki kap metal, içteki genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen bir boşluk vardır bu iki kap arasında. Vakumlu, yani boşluğun olduğu bir ortamda, hava molekülleri de ılımadığından ısı iletilemez. Cismin ısısı başlangıçtaki gibi aynen kalır. İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye ısı geçişi olmaz. Böylece termostaki su ya da çay termosa konduğu gibi korunur.


SAATLER NİÇİN İLERİ-GERİ ALINIR?

Birinci Dünya Savaşı zamanında birçok ülke saatlerini yılın belli aylarında yeniden ayarlamaya başlamıştır. Bundaki maksat günün aydınlık saatlerini, insanların uyanık oldukları zamana göre ayarlamak, bu şekilde evlerde ve sokaklarda yanan lambalar için gerekli enerjiden tasarruf sağlamaktır.


ATA NEDEN SOLDAN BİNİLİR?

Nasıl ki saatlerimizi sol elimize takıyorsak, ata sol taraftan binmenin de sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Eskiden insanlar özellikle savaşa giderken kılıç taşıdıklarından ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.
Sol taraftan binerken sol ayak üzengi üzerine koyularak, sağ ayak atın üzerine atılırsa kılıç sorun oluşturmuyordu. Zamanımızda ata binenler yanlarında kılıç taşımasalar da, ata soldan binmek bir gelenek halini almıştır


İNSANLAR NEDEN TOKALAŞIYORLAR?

Eskiden hemen bütün erkekler silah taşırlardı. Silahlarını çoğunlukla sağ elle tutuluyordu. Bir kişi diğerine dostluğunu göstermek isterse, elinde silah bulunmadığını belirtmek için, boş sağ elini uzatır, diğeri de ona boş sağ elini uzatarak karşılık verirdi. Her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarlardı.



BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olacaktır

Dünyada her gün 25.000 kişi sağlıksız sulardan dolayı ölmektedir.

Son 3-4 yıl içerisinde Dünya’da 24 milyon hektar alan çölleşmiştir.

Dünya yüzeyinin % 6’sı çölleşmiş, % 29’u da çölleşme yolundadır.



Daha “Ingaaa, ıngaaa!” diye ağlarken başlar oyunla ve oyuncakla tanışıklığımız. Bizimle beraber onlar da büyür. Rengârenk bir dünyanın
içinde buluruz kendimizi birdenbire.

Yeni şeyler icat etmenin en güzel örnekleridir icat ettiğimiz yeni oyunlar. Sonlarına “cılık, culuk” eklediğimiz kelimeler oyun olup çıkarlar: Evcilik, doktorculuk, öğretmencilik... Daha neler neler icat
edilir. Çamurdan telsizler yapar kimimiz, kimimiz kiremit tozundan tarhanalar... Kumlar pasta, değnekler at olur çocukluğun renkli hayal dünyasında. Kimbilir; adına “hayat” denilen büyük oyuna hazırlamak içindir belki de bütün oyunlar...


Oyun deyip de geçmeyin sonra sakın. Hem eğlendirir hem de öğretir oyunlar. Eşitliği öğretir belki de oyunun başındaki saymaca. Karşımıza çıkan zorlukları bir bir atlamayı öğretir sek sek. Saklambaç araştırmayı sevdirir mesela. Çevikliği öğretir köşe kapmaca. Hepsinin de bize öğrettiği bir şeyler vardır aslında. Gelin oyunlardan neler öğrendiğimizi hatırlayalım bu sayımızda. Oyunu öğrenelim...

UÇAN DAİRE FRİZBİ
R. Frisbie adlı bir fırıncı, turta pişirmek için kullandığı ince ka lıpların altına fırının ismi olan «Frisbie»yi yazdırmış. O zamanlar turtalar kalıplarıyla satılıyormuş. Çocuklar annelerinin getirdiği tur ta kalıplarını havada atıp tutarak oynanan bir oyun bulmuşlar. Uçan daire meraklısı Morrison, 1940 yılında gittikçe moda hâline gelen bu oyunda kullanılmak için UFO şeklinde diskler yapıp satmaya başlamış. Böylelikle frizbi bütün dünyaca tanınmış...

RENGÂRENK SİNİR KÜPÜ
Rubik, Budapeşte’deki bir akademide iç mekân tasarımı dersleri veriyormuş. Kartondan, tahtadan, plastikten yaptığı nesneleri sınıfa getirip öğrencilerinden yeni ve farklı nesneler yapmalar ını istiyormuş. Küpü tasarladığında yine ilk olarak öğrencilerine göstermiş. Öğrenciler ve çevredekiler küpün şeklini çok sevmişler. O küplerden isteyenlerin sayısı artınca birkaç ay sonra küp, seri olarak üretilmeye başlanmış.

YA P (YAPABİLİRSEN)
BOZ (BOZABİLİRSEN)
Yapbozu, J. Spilsbur y isimli bir öğretmen, bulmuş. Bu akıllı öğretmen, tahtadan yapılmış Galler haritasındaki bölgeleri keserek çıkarmış ve öğrencilerin parçaları yerine yerleştirerek öğrenmesini sağlamış.


UÇTU UÇTU UÇURTMAM UÇTU
İlk uçurtmanın nerede ve nasıl yapıldığı kesin olarak bilinmiyorsa da, iki bin yıl önce ilk kez Çin’de uçuruldukları sanılıyor. A. Wilson uçurtmaları rüzgâr ve hava akımı hakkındaki bilgilerini arttırmakta kullanmıştır.

PEKİ, BUNL ARI BİLİYOR MUYDUNUZ
• Dünyanın en büyük uçur tmasını Çinliler yapmıştır. Bu uçurtma 2 bin 600 metre uzunluğundadır. Ejderha şeklindeki uçurtma, dokuz sanatçı tarafından altı ayda yapılmıştır.
• Osmanlı Devleti döneminde dünyanın sayılı oyuncak üretim merkezlerinden birinin İstanbul’un Eyüp semtinde bulunduğunu biliyor muydunuz?
• Orta Asya’da futbola benzeyen ve tepük adıyla bilinen bir oyundan Ka şgarlı Mahmut’un, Divan-ı Lügat-ül Türk adlı eserinde söz ettiğini biliyor muydunuz?
• Mimar Sinan’ın, daha çocukluk döneminde mimariye merak saldığını; çamurdan evler, köprüler yaptığını ve çevresindeki çocuklarla oyun oynarken onun hep usta olduğunu biliyor muydunuz?

ZEKÂ ÜRÜNÜ SATRANÇ
Satrancın, zamanımızdan en az 4000 yıl önce Mısır’da oynandığına dair bulgular piramitlerdeki kabartmalarda bulunmaktadır. Oyunun bugünkü adını alması, MS 3. - 4. yüzyıllarda Hindistan’da, oyuna “ÇATURANGA” denmesi ile başlar. Satranç ile ilgili ilk yazılı belgeler Hindistan’dan kalmadır. 1400’lü yılların sonunda iki uzun menzilli taşın (Fil ve Vezir) icadıyla oyun hareketlenir.
Satranç tarihinin en uzun maçı, 1987’de oynanan Kasparov– Karpov Dünya Satranç Şampiyonluğu unvan maçıdır. 48 oyunluk maç beş ay sürmüştür. Bu maç, Kar pov’un 15 kilo verip hastaneye kaldırılması sebebiyle iptal edilmiştir.

İLGİNÇ VE EĞLENCELİ OYUN: BOM
En az üç kişiyle oynanır. Oyuncular daire şeklinde yere otururlar ve sayışarak oyuna başlayacak kişiyi seçerler. Birinci oyuncu bir diye bağırır, ikinci oyuncu iki diye saymaya devam eder ancak beş ve beşin katlarında bom diye bağırılır. Oyun çok hızlı oynanır ve duraksayanlar, yanlış yerde bom diyenler ve bom demeyi unutanlar elenir. Bu oyunun bir de baz-fiz şekli vardır ki o daha da zordur. Oyuncular beşin katlarında baz, yedinin katlarında fiz diye bağırırlar, otuz beşte ise baz fiz diye bağırırlar.

<- :: Sonraki Sayfa ->